VIANA - PORTEKİZ 21-22 agusto 2011

Selam olsun sizlere tumblr dostları.Alıştığınız üzre,2 bölümlü postların ilkinde fotograf olmuyor pek,mallığıma verin.Ama bu sefer video var iki tane belki gönülleri alırız.Sonraki post bol görselli merak etmeyin..

Daha Braga’ya yeni ayak basmışken,sokakları yeni yeni arşınlıyorken dediler ”gidiyoruz”.Nerelere gidiyoruz ulan daha dün gittik yan vilayete dedim.Dediler ”karnaval var”.

Üstüme rahat bir şeyler alıp geliyorum dedim.

Postu okumaya başlamadan şunu belirteyim,bu postumuzda soundtrack var.Amalia Rodrigues ablamızın söylediği ”Havemos De Ir A Viana” buraya ait,burayı anlatan  bir şarkı.2 gün boyunca hiç sıkılmadan dinledik,siz de post boyunca dinleyiniz.

http://www.youtube.com/watch?v=Ck4DH8o5ATo

Netekim ertesi sabah,Diogo,Rita,Rita ve ben bindik arabamıza düştük yollara.Yaklaşık bir saat kadar,köyler üzüm bağları geçtikten sonra Viana denilen yine şehir desem değil,ilçe desen değil yere vardık.

KILLI YÜNLÜ İŞLER!

Önce şehrin içinde turlayıp Tiago ve arkadaşını bulmaya çalışıyoruz.Onları amele gibi arabayla turlarken buluyor,hemen sahile gidiyoruz.Efenim Viana’nın şehirle aralarında bir köprü bulunan ufak yazlık bir bölgesi var.Bu bölgenin de eşşek kadar bir okyanus kıyısı.Söylenene göre avrupa’ya hayvani boyutta bir kokain sevkiyatı oluyormuş bu bölgeden.Öyleki bazen başarısız girişimler sonucu suda yüzen kokain paketleri bulanlar oluyormuş(muş).

HİÇ ZORLANMADIK!

Araba park yeri ararken hiç zorlanmadık bu sefer.Sahilin girişindeki terkedilmiş devasa villanın bahçesinde yeterince yer vardı.Yalnız o villa değilmiş canım,yıllar evvel yanmış bir diskotekmiş.Vayamınakoyim dedim ve hep beraber sahile doğru yürümeye başladık.Uzuunca bir tahta yol,köprülü falan.Yol boyunca ateşe mangala o kadar alıştım ki nerde kuru odun görsem hunharca sucuk sosis çevirmek istiyorum.Rita tutuyor ellerimden,yalvar yakar vazgeçiyorum köprüyü yakmaktan.Zeki Müren olsa çoktan yakmıştı.

Sahil yine maşallah 10 dönüm.Deniz yine tehlikeli,ama yukarda allah var kum güzel,incecik.Tam kale yapmalık,çukur açıp su dökmelik ama kahretsin!Yapamıyorum yine.Yeni tanıştık Diogo kayınbiraderle,efendiliği bozmamam lazım.Tiagolar dün geldiler,dünden beri burdalar.Sahilde ben,Diogo,duble Rita,Tiago ve yenge Rita’nın sadece dudaktan oluşan arkadaşı Vania.

EROTİK SAHNELER!

Sahilde at bindik,kumdan dev kadın heykeli yaptık diyerek süslemeyi isterdim blogu ama malesef,biz sıradan piknik tip marjinalleriz.Ha fakat elalem öyle mi?Değil..Belki yüze yakın Kite Surfing meraklısı biz güneşlenirken dalgalarla boğuşmakta.Portekiz surf açısından bir nevi cennet,elin kuzey avropalıları falan hep buraya geliyor(mus).

Biz böyle elalemin sörfüne bakarken Diogo manzara pek romantik dur bir poz vereyim geleyim dedi.Kalktı Ritayla poz verip yerine uzandı tekrar.Diogo biraderimle şimdiden iyi anlaşıyoruz.Daha anlaşılabilir biri Kiko’ya göre.Kendisi Porto’da diyetisyenlik kılıklı bir bölüm okuyor.Yanlız mesleğine bedensel olarakta adapte olabilmek için var gücüyle göbeğini eritmeye çalışıyor.E yani şişman diyetisyen mi olur mınaki.

Diogo ve onun Rita

Kumların üzerinde sohbet muhabbet derken,ben onları pişmeleri için kumda bırakıp diskoteğe doğru gidiyorum.Merak ettim lan!Efendim diskoteğimizin olayı kısaca şöyle;80 lerde oldukça popüler,hatta bizimkinin anası babasının da takıldığı devasa bir mekan.Çamlık bir alanın içinde kalıyor,herşey iyi güzel derken bir gece şahane bir yangın çıkıyor ve hikaye orda bitiyor.LUZIAMAR DİSKOSU!

DİSKODA DARBE Mİ OLDU?

Kapıda dam falan sormuyorlar,zaten sorsalar dam nerde diye;e disko nerde mına koyim derim.Zaten kim soracak.İçeri girip vestiyeri geçiyorum.Bırakılacak paltom falanım yok.Giriş kattaki dans pistine doğru yürüyorum.Pistin ortasında durup,80 civarı burda dans etmiş latin kalçaları hayal ediyorum.Gözümün önüne taytlar,vatkalar geliyor hemen hayal etmekten vazgeçiyorum.Yukarı kata çıkıyorum,kocaman bir mutfak;devasa aspiratörü bile duruyor.Bizde olsa kolonuna kadar sökerlerdi burayı.Mutfağı da geçip diğer odalarda dolaşıyorum.Bir oda sırf kırılmış fincanlarla dolu.Absurd bir enstalasyon var ortalıkta.Derken yerde makineli tüfek  şarjörü buluyorum.Darbe mi yapmışlar lan burda yoksa?

Sağda solda eski koltuk takımları,kırık dökük tabelalar derken ufak bir odaya rastlıyorum.Odanın içi bir takım kağıtlarla dolu.Şöyle bir inceliyorum.O da ne?Taa disko kurulduğunda bankadan çekilmiş kredi dökümanları,gelir gider dosyaları,zebil gibi kağıt!Onlarca yıl kimse nasıl dokunmaz lan bunlara?!?Hepsini getiriyorum beraberimde,ulan inşallah elin Portekizli’sinin vergi borcu kredi borcu üstüme kalmaz.

Dışarı çıkıyorum kocaman bir havuz,arkasında çam ormanı ilerliyor.Havuzu görünce bu diskonun tekrar açılması gerektiğine karar veriyorum.Ölü yatırım gibi gözükse de doğru hesapla çok güzel bir işletme sahibi olabilirsiniz.Ya da bana ne mına koyim bu haliyle de güzel bence.

Çare Sarıgül?

Burda da ulan bomboş bina evsizlere veya yaşlılara niye vermiyonuz burayı ulan?Minvalinde bir yazı.

2012 YILINDA İZCİLER!

Rita ve tayfamız sahilden döndüler,yemek vakti.Bir kaç sokak arkada terk edilmiş bir villanın bahçesine kuruluyoruz(iyice evsiz gibi olduk lan).Diogo pişiriyor yemeği.Diogo izci kökenli,Kiko’da öyle.E bende kampçı-dağcı kökenli olduğum için arada yeni eski tartışmaları çıkıyor.O hala gaz lambası,gaz ocağı gibi çağ dışı şeyleri savunurken ben de onu kafa feneri-kartuşlu ocak diye şeyler var ulan manyak mısın sen diye ikna etmeye çalışıyorum fakat o izci inadından vazgeçmiyor.

Ulan zaten sene olmuş 2012 hala fularla geziyorsunuz,antilobu sincabı alayı taşak geçiyor sizi görünce haberiniz yok.Sonra yok ben izciyim,tizciyim.Neyse..

Diogo bir yandan yemeği pişirip bir yandan dakkabaşı sinkov stili sprey sıkıyor üstüne başına.Kamp klasiği makarnamızı yedikten sonra,merkeze doğru yola çıkıyoruz.Saat hala erken olduğu için hemen gitmiyoruz merkeze,kafe kılıklı bir yerde duruyoruz evvela bir kaç bira için.

Şimdi efendim,Portekiz’de enteresan bir tesis tipi var.Boş bir dükkan düşünün,içinde alalade dizilmiş masa ve sandalyeler.Bu kadar.Ne bir menü,ne bir dekor,ne bir konsept.Sadece masa ve sandalyeler.İlk başta garip hatta saçma geldi.Ama insan bütün o formaliteler kalkınca o kadar rahat hissediyormuş ki sevgili dostlar.Bira desen 80-90 cent bir şey,sana düşen sadece çorbana bakmak.

HAYVAN HERİFLER!

Biralarımızı içip muhabbet ederken,yan masada orta yaşlı abiler poker oynuyor.Fakat nasıl bir oynama,sanki kaybedenin üstünden tüm Portekiz geçecek.Hayvan evladı gibi bağırmalar çağırmalar,yine kavga çıktı zannediyorum bakıyorum yok,kupa kızıymış sinekmiş valeymiş.Ulan yaşını başını geçtim, bari oynadığın oyuna saygın olsun pis herif!Belki de birayla alakalıdır,kalantor abiler viskiyle sükunetlerini koruyor olabilirler,bilmiyorum.

Biraları bitirip devam ediyoruz ilerlemeye,merkeze bağlanan büyük köprüyü geçiyoruz önce,hayvan gibi trafik var,niyeyse.Hava çoktan kararmış,sokaklar insan dolu,yarın karnaval olduğu için herkes goygoyunda.Sokaklarda yürümeye başlıyoruz.Viana ”ayy ne kadar şirin” sıfatını dibine kadar hakeden bir yer.Böyle herşeyden uzak,sanki hiç kırgınlık dargınlık,ne bileyim gasp cinayet yok.Bir tek arada kokain vuruyor sahile ama o kadar da olsun be.

Tekrar deminkine benzer bir yere giriyoruz.Burası daha çok öğrenci mekanı gibi,daha büyük,içeride bilardo masaları falan var.Bilardo oynamak istiyorum,boşver diyorlar çocuk gibi trip atıyorum.Bu floresan lambalı lise kantini kılıklı yerlere henüz alışamadım.Ama alıştıktan sonra fena kaypaklaştırır buralar adamı orası kesin.

Rita ve Carolina

Vania ve Rita

Vania

GRUP YAŞLI!

Sonra bu mekandan da çıkıyoruz.Sokakları arşınlamaya devam,derken neşeli yaşlı bir gruba denk geliyoruz.Ellerinde gitardı,ukuleleydi çalıp söylüyor,şaraplarını içiyorlar..bir goygoyluk bir laiklik ortamda sorma gitsin..Kuruluyoruz yakınlarına,neşelerine yancı olmak için.İlk defa blogumda video paylaşıcam;Evet 

işte o ablalar abiler;

http://www.youtube.com/watch?v=8NS4bURR60g&feature=youtu.be

Avrupa olduğu için tabii ki belli bir saatten sonra kapanıyor alkol alınacak yerler.Bizde ki gibi emekçi tekeller yok.Çoktan kapanmış olan bi bardan yalvar yakar son biraları alıyorum.Onlarda bitince Diogo viski-kolasından ikram ediyor.

Yoo dostum yoo diyerek refüze ediyorum.Viski-kola nedir arkadaş??Votka-ayran gibi birşey.Herşeyden öte viskiye saygısızlık.Lütfen..Desem de bira bitince sike sike içiyorum biraz o viskikoladan.

Diogo bazen darlıyor beni..”senin için ibne diyorlar??ehe he,Tiago beni çok seviyor çünkü sikim kocaman” gibi enteresan bir kamyoncu humoruna sahip.Ben efendi olayım dedikçe veriyor belden aşağıyı.Güleyim mi kahır mı olayım bilemiyorum.Ama yine de çok seviyorum piçi ayrı konu.Benim alışmamla ilgili biliyorum fakat böyle atak insanlar karşısında hep kabuğa çekilmişimdir.Yapmamak lazım,bazen mutluluk için pinpon oynamak gerekiyor..Biraz da o muhabbetler efendim,izliyoruz;

http://www.youtube.com/watch?v=fTgcCLWXfGY&feature=youtu.be

Eh tüm vilayet evlerine dağıldı,bizimde yolumuz uzun sayılır..Köprüyü geçip arabayı bulucaz ordan tekrar sahile çadırları kurmaya.Çadırlar iki saniyelik yeni modellerden.Havaya atıyorsun kuruluyor kendi.Yıllarca,ipiydi kazığıydı,iç tente dış tente uğraşmış bir insan olduğumdan pratikliği tarif edilemez.Hemen açıyoruz çadırları.Rita girip yatıyor hemen.

Biz Tiago kardeşimle muhabbet ediyoruz biraz daha.Kumlara sokuyorum ayaklarımı,serin incecik oh be dedirtecek cinsten..Hiç çıkarmak istemiyorum ayaklarımı ama ben içerde ayaklar kumda uyuyamam.Lanet olsun diyorum gidip kusuyorum az öteye..Sonra içeri girip uzanıyorum hatunun yanına.

Uyuyoruz efendim..Ertesi gün karnavalımız var.

  1. Camera: Nikon D80
  2. Aperture: f/2
  3. Exposure: 1/250th
  4. Focal Length: 50mm


Tadeusz Michaluk - Composition

Braga-sahil-apulia (anne içerir)

Tam bir Vedat Milor postuyla karşınızdayım,post sınırları dahilinde anne olduğundan çok günah dolu bir gün olmadı.O sebeple bu uzun postu okumayabilirsiniz,izin veriyorum.Evet Braga merkez’e şimdilik değinmeyeceğim.Daha evvel dediğim gibi yavaş yavaş anlatacağım Braga’nın sokaklarını,tarihini,insanlarını,belediyecilik anlayışını yüzölçümünü vs..Mecburen yavaş yavaş çünkü biz de öyle gezdik.Nasıl gezdiysek öyle anlatırız biz şekli kardeşim kendine iyi bak.

RİTALAR 2 OLDU!

Kısa vadeli bir roadtripten sonra,bir aile evinde uyanmak güzel.Rita’nın ailesinin evinde uyanmak daha da güzel.Rita’nın ergenlikte kullandığı odadayız.Tek kişilik yatak dar gelmiyor,biz de tek kişi yatıyoruz zaten,Carolina bile sığıyor.Diogo’nun kız arkadaşı Rita uyandırıyor bizleri.Evet iki Rita var artık.

YİNE ÇAY YOK!

Kahvaltımız anne reçelleri,ekmekler,yöresel peynirler,çarık çörek.Burda pastane ürünleri sofrada hayli yer sahibi.Rita Fransa’ya gelmeden evvel uydurduğum acuka-nar ekşisi-zeytinyağı karışımı sosu yaptırıyor bana yine..Burda acuka veya nar ekşisi olmadığından normal salça ve soya sosu ile biraz imitasyon hale geliyor ürün.Kahvaltıda çay içilmiyor olsa da kahvaltı bitiminde mis gibi kahveler hazır.

Braga da hatta Portekiz de ilk günüm.İlk günün şerefine ne yapsak diyoruz ve Rosa anne hadi Apulia’ya gidelim diyor.Bragaya yaklaşık yarım saat mesafede bir sahil kasabası.Ben artık konumum itibari ile rüzgarda savrulan yaprak gibiyim,alın elinize gezdirin beni,bedenim sizindir hesabı.Ben Rosa anne,ben,Rita’nın büyük kardeşi Ze ve Rita.Hava güzel,ağaçlıklı reklamsı yollardan otobana çıkıyoruz,drank! diye ordayız.

APULIA

Apulia’da bizi anasının nikahı gibi bir sis karşılıyor.Okyanus gözükmüyor,sahil parçalı bulutlu,ben Rita’yı görüyorum.Sahilde turluyoruz bi hafif,Rita balıkçılık kültürünün burda önemli bir yer tuttuğundan falan bahsediyor.Şarkıları,mitleri anlatıyor.Madem sahil sisli hadi birşeyler yiyelim deniyor.Yine sıra fişi alınıp sıra beklenilen bir balık lokantası.Sıranın bize gelmesine daha var,Rosa ve Ze dolaşmaya gidiyorlar,bizde Ritayla oturup birer bira içelim diyoruz.

BIR PENCERE SARI SICAK!

Sıcak havada superbock iyi geliyor.Yalnız çerez olayı biraz değişik.Biranın yanında sarı birşeyler geliyor.Tane mısır gibi kabuklu ama fasulye gibi.İngilizcesi Lupin Beans,Portekizcesi Tremoços,latincesi Lupinus luteus,Türkçesi ”tirmis” diyor wikipedia ama tabii ki inanmıyorum.Tirmis ne mına koyim.Yağı kalorisi boku püsürü olmayan bu besini yemek için,bel bölgesinde iki parmakla bastırarak içini kabuğunda sıyırmak.Biraz dinamik bir hareket,eğer doğru ayarlamassanız parmak basıncını,bana olduğu gibi daan!! diye gözünüze gelebilir şebek olursunuz el diyarlarda.

Sefa pezevengi ben ve Lupinus luteus

Oah moah diye içerken biramızı bir bakmışız sıramız gelmiş,hemen karşı tarafta kalan lokantaya geri dönüyoruz.

BALIK YEDİK,DOMATESTE VARDI!

Ya bu arada eşler dostlar,fotolara da baktım teyid ettim.Bu hakkaten Vedat Milor postu olacak.Öyle sex macera tutku yok bu sayı üzgünüm.Ama annenize okutabilirsiniz.Sadece yemek var lan.Neyse girdik içeri efenim lokantandan.Burası pek salaş denemeyecek orta karar bir mekan,balık şeysi.Söyledik yemekleri,çok ta ilginç olmayan meze ile şahane bir balık geldi.Böyle ağızda dağılıyor,öyle enteresan bi balık.

Adam köşede sucuktu balıktı aynen pişiriyor aha burda servis ediyor.

Yemeğimizi yedikten sonra,çarşıya pazara çıktık.Nacizane gözlemlerimle kurabiye-poğaça bilumum hamur işlerinde ülke çok gelişmiş durumda.Yalnız bilmeyince tatlı diye alınan tuzlu çıkıyor bi şeyli çıkıyor,bilemiyorsun onu.

Pazarlar normal,bildiğimiz sebzeleri satıyorlar genelde.Aynısı ama biraz daha değişik kanka.Sadece mesela Portekiz domatesi,biberi falan.Farklı ise işte ne bileyim,daha latin daha kıvrak biberler var.

ve sokaklar efendim

BU POST ÇOK SIKICI!

Postun sıkıcılığını hikayelerle süslemek isterdim ama çok zor.İnan bana çok zor bebeyim.Çarşıda gezmeye devam ediyoruz.Küçük bir çocuk gibiyim adeta,ne görsem almak istiyorum(tövbe estafirullah).Hala pazarda satılan çakı,oyuncak tabanca,flüt,top,darbuka gibi ıvır zıvıra karşı inanılmaz bir zaafım var.Ama zaafıma yenilip,nicedir koruduğum ”efendi çocuk”imajını bozmak istemiyorum.Çok zor durumdayım,avuçlarım terliyor..

PAZAR YERİNDE STRES OLDUM!

Sonunda çözümü aa ne kadar enteresan ne kadar otantik kisvesi altında ince ince flütlere yanaşarak buluyorum.Dayanamayıp alıyorum tahta turuncu bir flüt.Flütün sesi berbat,çalmaya çalıştıkça Rita çıldırıyor.Yapacak bir şey yok.Sonra gidip kahve pişirme çaydanlığı alıyorum(evet aynen böyle dedim).Hani böyle üstünde kahve koymalık delikli haznesi,altında kahve süzüldükten sonra aksın diye deposu olan binevi çaydanlık,ucuza alıyorum diye seviniyorum (İstanbulda ikinci denememde bozuldu koduum).

bu üstteki foto spoiler olsun Lizbon’da anlatıcam.

ROMA ORDUSU LOJMANLARI!

Derken hava iyice güneşleniyor,biz de pazar seansına ara verip denize girelim diyoruz.Sahile iniyorum ki o da ne?Roma Ordusu?!

Efendim Portekizliler,bizim gibi ayrı gayrı oturmaktansa böyle göt göte küçük çadır lojmanlarında takılmayı tercih ediyorlar.Böyle bir çeşit laik anlayış içindeler.Top oynayan bir takım veletlerin arasında sıyrılıp havluları atıyoruz bir yere.Carolina hemen çukur kazmaya başlıyor.Ben de katılmak istiyorum ama bozmuyorum kendimi hanımın yanında,ufka bakıyorum.Sonra e hadi suya girelim diyor manita.Tamam girelim de su dediğin anasının nikahı okyanus,iti var kopuğu var…Şöyle bir dokunuyorum ayak ucumla,yeterince soğuk su.

Ve o gerilimli saniyeler tekrar başlıyor.Kan davalıymış gibi bakıyoruz Rita’yla birbirimize.Bedenlerimiz kupkuru,önce kim ıslatacak diye.İlk hamleyi yapıyorum.Keskin bir salvo ile cevap veriyor Rita.Derken kucaklayıp suya çalıyorum bağyanı.Barış sağlanmış oluyor böylece.

Çok durmuyoruz suda,çıkıp kurulanıyoruz.Rosa anam akşama balık yapacakmış,bence sorun yok.Balık güzel kardeşim yerim üç öğün nedir yani.Yine giriyoruz çarşıya,ordan bir balıkçı dükkanına.Fekat içerisi fazla renkli..Dükkanımızı anlatıp bu sıkıcı postumuzun yavaş yavaş sonuna geliyoruz.

Valla büyük kolaylık ayol!

Evet çeşit bol lan!
Şimdi,sağdaki ahtapot malum.Peki ya soldaki??Dostlar kardeşler soldakini tarif etmem için Metin Fidan desteği lazım ki şu an mümkün değil.Ama deneseniz çok severdiniz emin olun.
Yakından bakalım;
Yine bi bok anlamadınız di mi?Şimdi şöyle,o dişler gibi görünen yerden çok ince görerek çekiyorsunuz.İnce uzun,deri kaplı gibi görünen kısmın içinde midye gibi bir şey var,çekince o çıkıyor yiyorsunuz sonra.Güzel,deneyin.
Bak bunu hiç anlamıyorum,neyin peşindesiniz arkadaş?
Biz üç yengeçtik
OLUM DÜNYAYI YENGEÇLER YÖNETİYORMUŞ LAN!!
Evet,orda anladım ki biz midyeye gereken ihtimamı göstermiyoruz.Anca biranın yanında limonlayıp yiyoruz,eloğlu zilyontane yemek çıkarıyor. 
ya ama hassiktirin ya!!
Meraba cicişler,nasılsınız cicişler?
Rita ve Rosa anne besin seçiyorlar.
Son olarak şu evleri göstermek istiyorum,görünenin aksine içleri çok geniş ve ferah imiş.Sahip olması bizim boğazdaki yalılar kadar imkansız.Gerçi sayı açısından bakarsak daha da imkansız.Neyse yine de böyle bir yerde oturma fikri çok şairane dursa da Okyanus kıyısı baboli,tsunami çıksa sana vurur,dev dalga olsa ilk sana gelir,ne bilim göktaşısı var godzillası var,varoğlu var.
Bu tırt postun sonuna gelirken,ilerde daha güzel günler olacağını müjdeler,muhteşem Viana do Castelo’dan ve Lagun muhabbetinden bahsedeceğim.Öpüyorum kokluyorum herkesi.Ve daha sık yazıcam,vallahi.

D.

  1. Camera: Nikon D80
  2. Exposure: 1/40th

A.A.Turan

  1. Camera: Nikon D80
  2. Exposure: 1/100th

immoraltales:

Bir Zamanlar İstanbul’da


yesterday,dün,bugün..ben köşedeyim Fatih’çiğim,şarabımı içiyorum.

  1. Camera: Nikon D80
  2. Exposure: 1/40th

yapanın eline sağlık..

aynısının instagramlısını düşün” serisi no:1 - Kadıköy-bugün

  1. Camera: Samsung SGH-i900
  2. Aperture: f/2.8
  3. Exposure: 1/50th
  4. Focal Length: 4mm